Bi’Yazar| Sazım Çalınır

Araya aylar girmiş buralara uğramayalı. Aylar geçmiş, sosyal mesafeli bir yazı devirmiş, buzluk köy ganimetleriyle doldurulmuş ve nihayet sonbahar kapıya dayanmış. Yazın bitişiyle hüzünlenmeyen güz aşıkları vardır elbette. Esasen çocukken ben de sonbaharın gelişiyle mutlu olurdum.

“Bi’Yazar| Sazım Çalınır” yazısının devamını oku

Bi’Okur| Körlük Kitabının Düşündürdükleri

Körüz ama kırmızıyı, maviyi, yeşili göremediğimizden değil; insanlara ten renklerine göre muamele yaptığımız için, tek farkın kararmış ve bembeyaz kalmış iki kalp arasında olduğunu anlamadığımız için,

Körüz ama komşularımızı göremediğimizden değil; yolda karşılaştığımızda selam vermemek için başımızı önümüze eğdiğimiz için, hemen oracıkta, iki adımlık yerde oturan komşumuzun derdine sıkıntısına kulak vermediğimiz için, soframıza buyur etmediğimiz için,

“Bi’Okur| Körlük Kitabının Düşündürdükleri” yazısının devamını oku

Bi’Yazar| Kulaklığın Ardındaki Şairler

Edebiyat ve müzik birbirini besleyen iki sanat kolu. Hüznümüzü, kederimizi, sevgimizi, coşkumuzu anlatmanın bu en güzel iki yolu kimi zaman buluşup müzik listemize, kulaklığımızın ucuna geliyor, dillere pelesenk olan şarkılara dönüşüyor. Sabahattin Ali’nin “Mapushane Türküsü” Edip Akbayram’ın; Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi’si” Hümeyra’nın sesiyle misafir olmuştur kulaklarımıza çok kez. Bestelenmiş şarkılar diye bir Google araması yaparsanız onlarca listeyle karşılabilirsiniz. Bu listelerde dolaşırken “Aa bu şarkı falanca şaire mi aitmiş!” diyip şaşırdığınız anlar da olacaktır kuşkusuz. Ben de bu yazımda çok severek dinlediğim bestelenmiş 4 şiiri paylaşıyorum sizinle. Sizin de severek dinlediğiniz bestelenmiş şiirler var mı?

“Bi’Yazar| Kulaklığın Ardındaki Şairler” yazısının devamını oku

Bi’Okur| Günden Kalanlar

Yaşamımız pek de dilediğimiz gibi çıkmadıysa durmadan geriye bakıp kendimizi suçlayarak ne kazanabiliriz ki?

Günden Kalanlar- Kazuo Ishiguro

Bu aralar yolum enfes kitaplarla kesişiyor. Günden Kalanlar’ı dün bitirdim ama rafa kaldırmaya elim varmıyor bir türlü. Arka kapak yazısında şöyle yazıyor: Bir kitap düşünün ki asıl anlattığı, tek bir satırında dahi geçmeyen duygular, umutlar, hayal kırıklıkları özlemler olsun. Tam da böyle bir kitap Günden Kalanlar. Bir yandan Stevens’ın yıllar sonra yaptığı küçük yolculuğa, yol manzaralarına, karşılaştığı insanlara tanık oluyoruz diğer yandan da yaşamında, ifade edemediği düşüncelerinde, bir türlü dillendiremediği duygularında bir seyahate çıkıyoruz. Sizi temin ederim bu seyahat son derece sarsıcı, iç burkan bir deneyim oluyor. Anlatılanlardan çok anlatılmayanlar, Stevens’ın yaptıklarından çok yapamadıkları bu deneyimi bu denli sarsıcı yapan. Hayatını idealleri uğruna harcayan Stevens kendine ve biz okurlara şu soruyu yöneltiyor aslında: Günden geriye ne kaldı? İtiraz edilememiş yanlışlar, haykırmaya cesaret edilememiş doğrular, bastırılmış duygular, yaşanamamış bir aşk hikayesi mi? Sahi günden geriye ne kalacak?

“Bi’Okur| Günden Kalanlar” yazısının devamını oku

Bi’Okur| Dorian Gray’in Portresi

Dorian Gray’in Portresi’ni bu yıl şu zamana kadar okuduğum en etkileyici kitap ilan ediyorum! Hatta sadece bu sıfatı vermekle yetinmiyor bir de üstüne “favori kitaplarım” kütüphanemden güzel bir yer tahsis ediyorum. Kitap, daha önce iki kez filme de uyarlanmış ve Youtube’da radyo tiyatrosu olarak seslendirilmiş videolar da var. Eğer okuduğunuz kitapları ekranda izlemeyi seviyorsanız bir şans verebilirsiniz. Ben çok sevdiğim kitapları okuduğumda aldığım keyfin bozulmasından korktuğum için film uyarlamalarını izlemekten geri duruyorum çoğu zaman. Aynı şekilde çok sevdiğim kitaplara -tabi deneme veya öğretici yanı ağır basanlar haricindekilere- ikinci kez okumak için de elim gitmiyor. “Tekrar okusam mı acaba?” diye düşündüğüm birkaç kitabı okumaktan, ilk deneyimdeki gibi bir lezzet alamayacağımı düşündüğüm için vazgeçiyorum. Dorian Gray’in Portresi de benim için bu kategoride yerini aldı bile.

Bu muhteşem kitapla ilgili uzun uzun paragraflar yazmak hiç içimden gelmiyor sadece mutlaka okunmalı ama böylesi karamsar günlerde belki de ertelenmeli diye naçizane tavsiyemi sunuyor ve kitaptan altını çizdiğim birkaç cümleyi bırakıyorum.

“Bi’Okur| Dorian Gray’in Portresi” yazısının devamını oku

Bi’Okur| Memleket Hikâyeleri ve Anadolu Üzerine

Memleket Hikâyeleri, Anadolu’ya yöneltilmiş bir ayna. O aynada Anadolu insanının açgözlülüğünü, çıkarcılığını, dedikoduculuğunu, cehaletini, “elalem ne derciliğini”, en ahlaklı ve namuslu pozu kesenlerin asıl ahlaksızlar olduğunu gösteriyor bize Refik Halid Karay. Eğer Anadolu dendiğinde, aklınıza tonton dedeler, eli kınalı teyzeler, yardımseverlik, misafirperverlik mefhumları geliyor; burnunuzda ılgıt ılgıt Anadolu kokusu duyuyorsanız Karay’ın hikayeleri keyfinizi kaçırabilir. Memleket Hikâyeleri, Gezelim Görelim tadında Anadolu insanına mikrofon uzatıp, tatlı sohbetlerin anlatıldığı bir kitap değil. Şehir insanının yaptığı Anadolu güzellemesi hiç değil. Bütün olanaksızlığıyla, karanlık taraflarıyla, iç dünyasıyla hakikî bir Anadolu portresi.

“Bi’Okur| Memleket Hikâyeleri ve Anadolu Üzerine” yazısının devamını oku

Bi’Okur| Emile Okuma Notlarım I

Emile, J.J Rousseau’nun çocuk yetiştirme ve eğitimle ilgili kült eseri. Öğretmenlerin okuması gereken kitap listelerinde mutlaka kendine yer bulan bu eseri, fakültenin ilk yıllarında Eğitim Psikolojisi dersi hocamız da tavsiye etmişti fakat o zamanlar mesleki anlamda kendimi geliştirmek adına şimdiki kadar istekli değildim. Eser, esasen beş kitaptan oluşuyor. Her bölümde Emile isimli Fransız çocuk özelinde bireyin farklı gelişim dönemleri ele alınmış. Kitabın türüne baktığımızda roman ve inceleme olduğunu görüyoruz. Yani hem Emile’in doğumdan yetişkinliğe uzanan yaşam öyküsüne tanık oluyoruz hem de Rousseau’nun birey yetiştirmeyle ilgili fikirlerini okuyoruz. Yalnız roman kısmı sizi pek yanıltmasın. Kitabın kurgusal bir ders kitabı olduğunu söylesem yanlış bir laf etmiş olmam herhalde. Dili ne kadar anlaşılır olsa da didaktik ve felsefi boyutu daha baskın bir de üstüne 700 sayfa olması sebebiyle herkes okumalı diyemiyorum. Ben de bölümleri ara vererek okumamın daha iyi olacağını düşündüm ve bebeklik ve çocukluk çağının ele alındığı ilk iki kısmı bitirdim.

“Bi’Okur| Emile Okuma Notlarım I” yazısının devamını oku

Bi’Okur| Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün hakkını vermek için alt metinlere dikkat ederek, karakter tahlillerini yaparak etkin bir okuma yapmak gerek zira bana kalırsa anlaşılması güç bir eser. Ben Tanpınar’ı okurken biraz zorlanıyorum. Aynı durum Huzur için de geçerliydi. Karakterler sadece kişilikleriyle var olmuyor Tanpınar’ın kaleminde. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde; Hayri İrdal’ın, gidişattan memnun olmayan, bir şeyler yapmak isteyen ama harekete geçemeyen insanları temsil etmesi gibi, evin emektar saati “Mübarek’in” eskiye bağlılığı, gelenekten kopamayışı simgelemesi gibi her karakter semboller vasıtasıyla var oluyor.

“Bi’Okur| Saatleri Ayarlama Enstitüsü” yazısının devamını oku

Bi’Yazar| Kalimbam Usulca Ağlarken

Enstrüman çalmakla alakam yalnızca blok flütle sınırlıydı kalimbayla tanışana kadar ki onda da pek başarılı olduğumu iddia edemem. Bir ara keman çalmaya heveslenmiştim ama o da etraftan gelen “Ama keman çalmak çok zor! Onu iyi çalabilmek için çok uğraşmak lazım!” telkinleri arasında yalnızca bir heves olarak buharlaşıp kayboldu. Geçenlerdeyse kardeşim sayesinde ilk defa kalimba dinledim ve tabir yerindeyse başparmak dokunuşlarından çıkan o huzur verici tınısına hayran oldum. Su şırıltısı gibi hem huzur hem hüzün veriyor bana her dinlediğimde. Çalması çok keyifli ve diğer müzik aletlerine kıyasla daha kolay. Benim gibi flüt çalmakta zorlanan bir biçare bile iki günde epeyce yol katetti. Buraya da acizane kendi çaldığım bir videoyu iliştirmek istedim. Siz yine de benim acemi videomu izlemeden usta parmakların çaldığı videolara internetten bir göz atın derim. 🙂

https://drive.google.com/open?id=1jFjVt35zqwZmD7eO3Oz-NP020rtTI_K9

Bi’Okur| Tatar Çölü: Bastiani Kalesi’nde Umut ve Bekleyişle Geçen Bir Yaşam Öyküsü

Yeni yıl da birkaç saniye için insanlara tuhaf umutlar yükleyerek gelmişti.

Tatar Çölü-Dino Buzzati

Evet! Tatar Çölü umut, bekleyişle yitip giden, sürüncemede kalan bir yaşam öyküsü. Teğmen Drogo, gençlik ateşiyle yanıp tutuşurken büyük beklentilerle kendini Bastiani Kalesi’nde bulur. İdealisttir, büyük başarılara imza atabilecek kuvvette olduğunu, gelecekte onu onurlu zaferlerin beklediğini tasavvur etmektedir lakin ne Bastiani kalesi ona umduğu heyecan dolu yaşamı vermiştir ne de Drogo, yeni serüvenlere yelken açabilmek için içindeki kuşkuyu yenip cesaret kıvılcımlarını harlayabilmiştir.

“Bi’Okur| Tatar Çölü: Bastiani Kalesi’nde Umut ve Bekleyişle Geçen Bir Yaşam Öyküsü” yazısının devamını oku
Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla